CAN DÜNDAR’IN TİYATRO SÜTUNU #49

CAN DÜNDARS THEATER KOLUMNE
Serkan Altunigne_Karikatur


Karikatür: Serkan Altuniğne

Für die deutsche Version hier klicken


HER ŞEY ÇOK GÜZEL OLACAK

Berkay Gezgin, altı yıl önce mahallesinde bir seçim konvoyu gördü. Öndeki otobüsün içinde İstanbul Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu vardı. Mahalledeki diğer çocuklarla birlikte otobüsün yanında koşmaya başladı. Henüz 16 yaşındaydı. İmamoğlu kendisine el sallayınca bağırdı:

»Her şey çok güzel olacak Ekrem abi…«

İmamoğlu çok etkilendi. Camı açtı, ona doğru seslendi: 

»Afferim sana… Dediğin gibi, her şey çok güzel olacak.«

Aslında her şeyin çok kötüye gittiği günlerdi. İmamoğlu, 31 Mart 2019 günü yapılan seçimi, Erdoğan’ın eski başbakanına karşı 13 bin oy farkıyla kazanmıştı. 16 milyonluk bir şehir için kılpayı bir farktı bu… Erdoğan çok sinirlendi. Bir talimatla seçimi iptal ettirdi. Haziran’da seçim yenilenecekti. 

İmamoğlu yeniden kampanyaya başladı. İşte o kampanyada Berkay’ın cümlesi seçim sloganı haline getirildi. Meydanlar bu vaatle çınladı. Kısa hayatları boyunca Erdoğan’dan başka yönetici görmemiş gençler, onun sesini duymaktan yorulmuş insanlar, birbirini bu sloganla selamlamaya başladı; bu sloganla umutlandılar. İradelerine el konulmasına çok öfkelenmişlerdi. Haziran’da, daha önce sandığa gitmeyenler de sandığa koştu. Sandık başlarında kararlı bir gözlemci kitle oluştu. İmamoğlu, iptal edilen seçimde 13 bin olan oy farkını, iki ay sonra yenilenen seçimde 800 bine çıkardı. Erdoğan, gönülsüz, sonucu kabullenmek zorunda kaldı.

***

Cumhurbaşkanı Erdoğan çeyrek asra yaklaşan iktidar süresi boyunca hiçbir seçimi kaybetmemişti; o son yerel seçim hariç… 2024’te tahtının sallandığını hissetti. Partisi ilk kez ikinci sıraya gerilemişti. Muhalefet, karşısında birleşmiş, güçlenmişti. Ekonomi tökezledikçe kendi tabanı da erimeye başlamıştı. Bir şey yapması gerekiyordu; bu kan kaybını durduracak bir şey… Bugüne kadar yaptığı gibi yandaşlarına küçük sosyal yardımlar dağıtamazdı; çünkü hazine tamamen kurumuştu. Her seçim öncesi yaptığı gibi Suriye’ye sınır ötesi askeri harekât yapıp »Ülkemiz savaşta, muhalefetin sırası değil« de diyemezdi; Suriye’de rejim değişmişti. Daha pratik bir yöntem buldu: Muhalefeti ezmek… Putin de, Lukaşenko da, Aliyev de öyle yapmıyor muydu? Rakiplerini hapsederek, itiraz edeni cezalandırarak, medyayı susturarak yönetmiyorlar mıydı? Üstelik ABD’den Avrupa’ya popülist iktidarlar yükseliyor, insan hakları gözden düşüyor, güvenlik kaygıları demokratik hassasiyetin önüne geçiyordu. Tam zamanıydı; Türkiye Suriye’de, Ukrayna’da, Avrupa’da kilit rol oynarken kimse ondan hesap sormazdı. Düğmeye bastı: sandıkta yenemediği dişli rakibi Ekrem İmamoğlu’nu tutuklatacaktı.

***

19 Mart günü sabaha karşı yüzlerce polis, İstanbul Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun evini kuşattı. Kapısını çalıp gözaltına alındığını söylediler. Birkaç gün sonra ana muhalefet partisi CHP, İmamoğlu’nun Erdoğan’a karşı yarışacak cumhurbaşkanı adayı olduğunu açıklayacaktı, Erdoğan bu açıklamadan önce hapsedilmesi için acele etmişti. 

İmamoğlu, seçim döneminde her mitinginin başında üzerindeki ceketi çıkarıp kravatını çözmeyi, kollarını sıvayıp konuşmaya başlamayı adet haline getirmişti. O kadar ki daha mitingin başında dinlemeye gelenler, »ceketi çıkar« diye tezahürat yapıyordu. Bu kez tersi oldu: Polis kapıda beklerken İmamoğlu yatak odasında gömleğini giydi, kravatını taktı; ceketini üzerine geçirdi. Bunları yaparken cep telefonunun kamerasını açtı ve »Büyük bir zorbalıkla karşı karşıyayız. Ama yılmayacağım« dedi.

Eşi ve iki çocuğu kaygı içinde izlediler İmamoğlu’nun götürülüşünü… 13 yaşındaki kızı Beren, oturup ağlamadı: »Ben okula gideceğim« dedi annesine: »Hayatıma devam edeceğim.«

Ve çıktı evden…

***

Milyonlar çıktı peşinden… En son 2013’te İstanbul’daki Gezi Parkı’nda ağaçların kesilmesini engellemek için sokağa çıkmıştı gençler… O isyan, sekiz gencin polis kurşunuyla ölmesiyle sonuçlanmıştı. O günden sonra korku salınmış, sokaklar boşalmış, gösteriler yasaklanmıştı. Sosyal demokratlar, provokasyon kaygısıyla halkı sokağa çağırmaya çekinir olmuştu. Bu kez de hükümet derhal gösteri yasağı koydu; meydanlara çıkan yollara barikat kurdu. Ancak İmamoğlu’na oy vermiş yaklaşık beş milyon İstanbullu, iradelerinin hiçe sayılması karşısında yasak dinlemedi, uyarılara aldırmadı. Korku duvarı aşıldı, polis barikatı yıkıldı. Özellikle üniversiteli gençlerin öncülüğünde tepki sokaklara yayıldı. O güne kadar tepkisini Meclis oturumlarında ya da kapalı salonlardaki basın toplantılarında göstermeye alışmış CHP yönetimi gençlerin baskısı karşısında herkesi sokağa çağırmak zorunda kaldı. İddiasız bir genel başkan olarak görülen Özgür Özel’in içinden, kriz anında cesur, kararlı bir lider çıktı. Üslubu sertleşti. Erdoğan’a meydan okudu. O barikatı açınca kitleler meydanlara aktı. 

Erdoğan’ın planı, İmamoğlu’nu tutuklattıktan sonra seçimle kazanamadığı İstanbul belediyesine yargı eliyle el koymaktı. Çünkü »İstanbul’u alanın hemen peşinden Türkiye’yi aldığını« iyi biliyordu. Kendisi de öyle iktidara gelmişti. İmamoğlu’nu »teröristlerle işbirliği« iddiasıyla yargılatıp İstanbul Belediyesi’ne kayyım atayacaktı. CHP lideri Özgür Özel, kurulan oyunu hemen fark etti ve akla gelmedik bir hamle yaptı: O geceden itibaren ofisini belediye binasına taşıdı. Gece de binada yatacağını açıkladı. Bir kanepe, yatağa dönüştürüldü. Demokrasi nöbeti öyle başladı. Adeta bir kaleyi savunur gibi savundu halk, İstanbul Belediye binasını… Bir hafta boyunca her gece saat 21.00’de milyonlarca insan toplanıp CHP liderini dinledi. Sonunda Erdoğan, İmamoğlu’na yönelik terör suçlamasından vazgeçti. Kayyım atamasından vazgeçmek zorunda kaldı. »Kale«, bir başka CHP’liye teslim edildi. Kitle, zaferini, polisin biber gazı ve tazyikli su saldırısı eşliğinde şarkılarla, danslarla kutladı.

***

Kutlayanlar arasında Berkay da vardı. Artık 22 yaşında bir üniversite öğrencisiydi. O gün haykırdığı cümlenin milyonların dilinde sloganlaştığına bizzat tanık oldu. O da bağırdı, »Her şey çok güzel olacak« diye… Polisin suyuyla ıslandı, biber gazıyla yandı genzi… Sonra da gözaltına alındı, mahkemede tutuklandı. Cezaevine götürülürken bir cep telefonu kamerasına sloganın devamını söyledi:

»Her şey çok güzel olacak, ama sadece biz mücadele edersek…«

İmamoğlu, bütün bunları, kendisi için verilen bu mücadeleyi Silivri’deki hücresinde izliyordu. Gorki Tiyatrosu’nun müdavimleri, o hücreyi tanıyor. Benim de bir süre kaldığım o hücrenin bire bir ölçekteki bir kopyası, Gorki’nin bahçesinde sergilenmişti. 

Gözümün önüne geliyor şimdi: 

İmamoğlu, eşyası, plastik masa, bir plastik sandalyeden oluşan çıplak duvarlı odasında küçük ekranında kendisi için yapılan gösterileri, gözü yaşlı izliyor. Yanındaki hücrede aynı görüntüleri, yine gözü yaşlı izleyen biri daha var muhtemelen: 22 yaşındaki Berkay, otobüsünün peşinde koştuğu liderle aynı cezaevinde komşu şimdi... Ekranda yüzbinlerce insan, onun dileğini haykırıyor hep bir ağızdan:

»Her şey çok güzel olacak.«